Üniversitelerin Durumu Nedir?

27 Eylül 2021 12:54

URFAĞPRESS Yazarı İmam Hüseyin SAVAŞ yazdı..İşte o köşe yazısı.. 

Üniversitelerin Durumu Nedir?

Askeri, sanayi ve teknoloji alanlarında olduğu gibi akademik (eğitim öğretim) alanda da yüzyıllardan beri süregelen ihmal genç cumhuriyetimizin kurucusu Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk tarafından fark edilmiştir. İşte bu yüzden işgalci güçlerin başını ezdikten sonra en büyük savaşını cehalete karşı açmıştır.

“Hristiyan vatandaşlardan yetenekli olanları devlet hizmetine kazandırmak” amacıyla okul kuran Osmanlı devleti maalesef, Türklerin eğitim öğrenimine gereken önemi göstermemiştir. Osmanlı’da subaylar, devlet memurları ve sarayla irtibatı olan eşraf takımı dışında okuma yazma bilen kimse yoktu desek yeridir. Çünkü koca ülkede, üstelik halifeliği elinde bulunduran İslam dininin temsilcisi olan ülkede okuma yazma oranı sadece % 10 idi! Yani okuma yazma bilenlerin sayısı her mahallede birkaç kişi ile sınırlıydı.

Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduktan sonra devlet işlerinde gösterişe kaçmadan, savurganlığı itibar olarak görmeden, devlet malını beytülmal kabul edip, her konuda büyük tasarruflarla bütün alanlarda gelişme ve ilerleme konusunda hamle üstüne hamle yapan Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk kısa zamanda binlerce okul açmıştır.

Atatürk, sürekli yeni okullar açarken, diğer taraftan misyonerlik yaptığı, ihanet içinde olduğu, Türk milleti arasına nifak tohumları ektiği tespit edilen bir takım azınlık okullarını da kapatmaktan çekinmemiştir.

Atatürk’ün açtığı okullarda özellikle Devlet Parasız Yatılı Okullarında Anadolu’nun bağrından kopup gelen Türk gençleri devlete hizmet etmek üzere yetiştirilmiştir.

Atatürk’ün bu politikası zaman içinde devletin milli eğitim politikası olarak kabul edilmiştir. Şehirlerde açılan okullar kadar, dağ köylerine varıncaya kadar kırsal kesimde okullar açılmasının amacı eğitimde fırsat eşitliğini sağlamaktır. Öyle ya, sosyal devletçiliğin bir gereği olarak vatandaşın eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerini eşit şartlarda ve parasız alması şarttır.

Ama zaman içinde -siyasi iktidarlar değiştikçe- köprünün altından çok sular aktı ve eğitimde fırsat eşitliği ortadan kalktı. Ana sınıfından yüksek lisansa, doktoraya kadar eğitim hayatını özelden tamamlayanlar var. Eee tabii olarak parasının yettiği yere kadar…

Orta öğretimde devlet okullarından mezun olanla özel okullardan mezun olanın arasında not ortalaması konusunda bariz bir fark bulunmaktadır. Şişirilmiş orta öğretim başarı puanıyla girdiği üniversite sınavında dibe vuran binlerce öğrenci varken, bu konuda araştırma yapan, soruşturma açan bir tek yetkilinin bile bulunmaması ne kadar garip değil mi?

Türkiye’de halihazırda 136’sı devlete ait olmak üzere toplam 219 üniversite ve yaklaşık 10 milyon üniversite öğrencisi vardır. Şu anda istatistiklere göre ortalama 7 milyon üniversite mezunu işsizimiz var. Bu sayı her yıl daha da artmaktadır. Daha çok üniversite açmak toplum refahını yükseltmiyor. Daha çok üniversite açmak sadece işsiz sayısını yükseltiyor.

Ayrıca, dar gelirli aile çocuklarının üniversite okuması artık çok zor… Bakınız, bir örnek verecek olursak, Aydın Adnan Menderes Üniversitesinde 50 bin öğrenci var. Buna karşılık Aydın ve ilçelerindeki tüm KYK yurtlarının kapasitesi 8 bin 500 yani öğrencilerin % 20’sini bile barındıracak KYK yurdumuz yok. Böyle olunca da çocuklarımız ya aylık ortalama 2 bin lira ücreti olan özel yurtlarda kalacak ya da bir cemaat/tarikat/dernek/vakıf yurdu bulup orada kalacak ki, yakın zamanda milletçe yaşadığımız fetöş felaketinden sonra kimse böyle bir ilişkiye girmek istemiyor. Haa! Bir ihtimal daha var, gözünüzü karatır çocuğunuza bir ev kiralarsınız, aylık 2 bin lira kira, asgari 10 bin liralık ev eşyası alırsınız, her ay elektrik, su, doğalgaz, bina aidatı olarak en az 750 lira ayrıca ödeme yaparsınız, ya da 20 yaşındaki çocuğunuzu okutmaktan vazgeçip, bir esnafın yanına çırak olarak verirsiniz… 20 yaşındaki çocuğu hangi esnaf çırak almak isterse artık…

Üniversitelerin yapısına da Şanlıurfa Harran Üniversitesinden bir örnek verelim… Bir doktor ihtiyacı için araştırma yaparken tesadüfen ulaştığım, inanmakta zorlanacağınız gerçek bilgileri siz değerli okurlarımla paylaşacağım:

Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi kuruluş şemasında 33 bölüm var, bunlardan 23 bölümde hiç profesör yok! Şaşırmayın çünkü 3 bölümde de hiç doktor yok! Doktor yokluğundan dolayı onlarca poliklinik odasının kapısı kapalı tutuluyor. Sadece Tıp Fakültesinde değil, diğer fakültelerde de durum pek iç açıcı görünmüyor…

Şanlıurfa milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız gidip rektör bey ile çay kahve içip fotoğraf çektirip dönüyorlar. Üniversitenin akademik saygınlığını arttırmanın yollarını arayan, kadro takviyesi konusunda fedakarlık yapan, alımlarda referans değil liyakat ön planda tutulsun diyen bir siyasetçimiz var mı?

Akdeniz Bölgesindeki bir üniversitede akademik olarak çok iyi konumda olmasına rağmen (on kadar kitabı, yüzlerce makalesi bulunan) doğup büyüdüğü şehre hizmet etmek aşkıyla Harran Üniversitesine geçebilmek için tam dört yıldan beri uğraşan, ama bir türlü muvaffak olamayan bir tıp doktorunun çabasına şahit olmak beni çok üzmüştü. Personel alımlarında liyakat gözetilmezse üniversitelerimiz nasıl gelişecek?

KYK kredileri kaldırılarak, tamamı bursa çevrilmelidir. Devlet öğrenciye borç vermez, devlet iş garantisi vermediği öğrenciyi borçlandırmaz. Siyasi iktidarın bu konuda atacağı adımlarla milyonlarca insanımız rahat bir nefes alacaktır.

Bütün üniversitelerin boş duran çok geniş arazileri olmasına rağmen yurt sıkıntısının gündemi böylesine meşgul etmesi trajikomik bir durumdur. Boş duran o arazilere binlerce öğrenciyi barındıracak devasa yurtların yapılıp hizmete açılması günümüz teknolojisi ile en fazla bir yılda mümkündür. Bu yurtları imkanı olan belediyeler de yapıp KYK’ya devredebilir, KYK bütçesinden TOKİ’ye de yaptırılabilir. Ama siyasilerimiz bu “mümkünleri” yapmak yerine yurt konusunu siyasi malzemeye dönüştürdüler. Muhalefet iktidarı suçluyor, iktidar ortada bir sorun olmadığını söylüyor, öğrenciler sokakta sabahlama eylemi yapıyor… Yazık!